Türk halk ozanı ve şair Âşık Veysel Şatıroğlu
(25 Ekim 1894, Şarkışla – 21 Mart 1973, Sivas)
Türk Halk edebiyatı geleneğinin, kökü asırlara uzanan âşıklık halkasının çok önemli bir parçası olan Veysel Şatıroğlu, Gülizar ve Ahmet Şatıroğlu çiftinin çocuğu olarak Sivas’ın Tenos (bugünkü Şarkışla) kasabasında Afşar boyuna mensup bir ailenin mensubu olarak dünyaya geldi.
Çocukluğunda görme yetisini kaybetmesine rağmen, hayata dair umudunu kaybetmeyen Âşık Veysel hoşgörü, sevgi, birlik ve beraberlik, vatanseverlik ve tabiat gibi konuları işleyen şiirler kaleme aldı. Eserlerinde Türk halkının duygu dünyasını yansıtan Veysel, “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlasın”, “Kara Toprak” ve “Güzelliğin On Para Etmez” gibi unutulmaz eserlere imza attı.
Onun şiirleri ve melodileri, birçok sanatçı tarafından farklı yorumlarla tekrar hayat buldu. Barış Manço, Cem Karaca, Tarkan, Gülden Karaböcek, Selda Bağcan, Haluk Levent, Manga, Duman, Fazıl Say, Cengiz Özkan, Gökhan Türkmen, Rubato, Aleyna Tilki, Belkıs Akkale, İzzet Altınmeşe, Hümeyra, Zara, Kıvırcık Ali, Sevcan Orhan, Fikret Kızılok, Esin Afşar, Cem Adrian, Resul Dindar, Hakan Altun, Yaşar Kurt, Fuat Saka, Serkan Çağrı, Ender Balkır, Zeynep Bakşi Karatağ, Coşkun Karademir, Pentagram gibi sanatçılar ve gruplar, Âşık Veysel’in eserlerini seslendirdi ve onun mirasını günümüze taşıdı.
Arjantinli müzisyen ve besteci Ricardo Moyano, İskoç kökenli Türk müzikolog, aranjör ve televizyon sunucusu Paul Dwyer, Alman belgesel yapımcısı Petra Nachtmanova, Rus piyanist ve besteci Evgeny Grinko, Elektro-Etnik müzik grubu Anna RF, Başkurtistan sanatçıları Julia & Ziliya Bahtieva Âşık Veysel türkülerini seslendirdi. Amerikalı elektrogitar virtüözü Joe Satriani, 2008’de yayımladığı albümünde “Âşık Veysel” adını taşıyan kendi bestesiyle Aşık Veysel’in etkileyici dünyasına bir saygı duruşunda bulundu.
1957 yılında Fransa’da Veysel’in kendi sesinden türkülerden oluşan “Voyages d’Alin Gneerbrand, Âşık Veysel” isimli bir kaset yayınlanmıştır.
Âşık Veysel’in sanatına ve kişiliğine duyulan saygı, 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile taçlandırıldı. Aralık 2022’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle, vefatının 50. yıl dönümü olan 2023 yılı Türkiye’de “Âşık Veysel Yılı” olarak kutlandı.
Ayrıca, UNESCO 41. Genel Konferans kararıyla 2023 yılı için ülkemizin önerisi Azerbaycan, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Makedonya, Ukrayna ve Özbekistan’ın desteğiyle Âşık Veysel’in Vefatının 50. Yıl Dönümü, UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Programına alındı. Bu kararla tüm Dünya’da 2023 yılı Âşık Veysel yılı ilan edildi.
Âşıklık sanatının bütün Türkiye’de sevilmesini sağlayan ve 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedilen “Âşıklık Geleneği’nin güçlü temsilcilerinden biri olan Âşık Veysel’in; Türk kültürüne ve müziğine olan katkılarının önemi, son yıllarda ismine yapılan ulusal ve uluslararası organizasyonlar ile bir daha ortaya konmuştur.
1894
Âşık Veysel, 1894’de Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu. Köyün eski adı "Söbüalan / Söbalan" olarak bilinir. Veysel Karanî'ye olan derin sevgi ve saygı nedeniyle, çocuğa Veysel adı verilir. Yörede Veysel’in ailesine "Şatıroğulları" denir. Âşık Veysel'in babası ise "Karaca" lakaplı Ahmet adında bir çiftçdir.
1901
1901'de yedi yaşındayken çiçek hastalığına yakalanan Âşık Veysel, bu hastalık yüzünden sağ gözünü kaybeder. Daha sonra babasının elindeki bir övendirenin saplanması sonucu sol gözünü de yitirir. Bu görme engeli, Âşık Veysel'in eğitim hayatını etkiler ve okula gidememesine neden olur. Ancak bu karanlık sanılan dönem birçok kişi tarafından O’nun “Âşık Veysel” olarak gelişimine katkıda bulunan önemli bir aşama olarak değerlendirilir.
1907
Oğlunun sanat sahibi olmasını isteyen Ahmet Efendi Veysel’e saz dersleri aldırmaya karar verir. Bu amaçla, Âşık Veysel’i "ilk saz hocam" olarak tanıttığı Molla Hüseyin’in yanına çırak olarak verir. Âşık Veysel, 1909’da yaklaşık on beş yaşında sazla daha fazla haşır neşir olmaya başlamışken, o günlerde köylerine gelen halk şairi Camşıhlı Ali Ağa’dan ustalık eserleri öğrenip söylemeye başlar.
1919
Âşık Veysel, görme engeli nedeniyle askere gidemez ve ömrü boyunca bu durumu kabullenemez, üzülür. 1919’da 25 yaşında iken akrabalarından biri olan Esma ile evlenir. Bu evlilikten iki çocuğu olur. Oğlu Ali, doğduktan on gün sonra, kızı Elif ise iki yaşındayken vefat eder. Esma ve Âşık Veysel'in evlilik hayatı, daha sonra olumsuz bir şekilde sonlanır.
1921
Veysel’in hayatının bu dönemi, üzüntünün ve hüznün gölgesinde geçer. 1921’de 24 Şubat'ta annesi, sekiz ay sonra da babası vefat eder.
1929
Âşık Veysel, 1929’da Sivas'ın Hafik kazasının Karayaprak köyündeki Yalıncak Baba türbesinde tanıştığı Gülizar Ana ile ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Zöhre, Ahmet, Hüseyin (birkaç aylıkken vefaat etmiştir), Menekşe, Bahri, Zekine ve Hayriye adında yedi çocukları olur.
1931
Âşık Veysel’in hayatında önemli bir dönüm noktası, Sivas Millî Eğitim Müdürü Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmasıdır. Tecer’in 1931 yılında Sivas’ta düzenlediği Halk Şairleri Bayramı’na katılan Âşık Veysel, saz şairliği yeteneğini geniş bir kitleye böylelikle duyurur.
1933
Cumhuriyet’in 10. yılı olan 1933’te Âşık Veysel, Sivas Nahiye Müdürü’nün talebi üzerine yazdığı “Atatürk’tür Türkiye’nin İhyası” ile başlayan şiirini okur. Bu şiirle adını çok daha geniş kitlelere duyuran Âşık Veysel, âşık olarak kendini halka da tanıtırken Ahmet Kutsi Tecer tarafından "Halk Şairi" olarak belge almaya hak kazanır.
1934
Âşık Veysel, Cumhuriyet Destanı'nı okuduktan sonra Sivas’tan yola çıkarak üç ay süren bir yolculuğun ardından Ankara’ya ulaştığında, ilk arzusu Atatürk’ün huzuruna çıkmak olur. Ancak eşi Gülizar Hanım’ın “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur…” şeklindeki sözleri, onun ömrü boyunca iki büyük isteğinin de gerçekleşmediğini özetler. Âşık Veysel’in bu arzusu gerçekleşmez ama vekiller ve bakanların yardımıyla Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde destanı yayımlanır. 2 Nisan 1934’de yayımlanan Cumhuriyet Destanı, Âşık Veysel’in Türkiye genelinde tanınmasında önemli bir adım olur. Beğenilen destanın ardından, aynı gazetenin 3 Nisan 1934 tarihli nüshasında Âşık Veysel’in bir fotoğrafı ve şiirine ilişkin bir değerlendirme yazısı da yayımlanır. Ankara yolculuğunun ardından Âşık Veysel, Çorum, Tokat, Yozgat, Kayseri, Konya, Mersin, Adana, İstanbul gibi şehirlerde çeşitli âşık toplantılarına katılır ve geçimini sağlamak için şehirleri ve köyleri dolaşmaya başlar.
1936
Artık Âşık Veysel, TRT radyosunda programlara da katılmaya başlar. Cumhuriyet Gazetesi’nin radyo programlarını yayımladığı köşesindeki bilgilere göre, Âşık Veysel, İbrahim ile birlikte ilk defa 15 Nisan 1936’da radyo dinleyicileriyle buluşur. Cumhuriyet’in ilanından sonra basında bazı gelişmeler yaşanır ve Âşık Veysel, 1933-35 yılları arasında radyoya davet edilerek bazı şiirlerini okur. Bu defa dinleyicileri arasında Gazi Mustafa Kemal de bulunmaktadır. Âşık Veysel’in anlatımına göre, radyodan ayrıldıktan sonra Atatürk, Dolmabahçe’den radyoya telefon ederek kendilerini görmek ister, ancak kendilerine ulaşılamaz. Ertesi gün Atatürk’ün bulunduğu köşke gitse de Gazi Mustafa Kemal’le görüşme imkânını yakalayamaz.
1941
Sivas Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kutsi Tecer, 1941’de Âşık Veysel'in Arifiye Köy Enstitüsü'ne saz öğretmeni olarak atanmasını sağlar. Âşık Veysel, bu dönemde hayatının en içten ve güzel şiirlerini yazıp söylemeye başlamıştır. Arifiye Köy Enstitüsü'nden sonra, sırasıyla Hasanoğlan (1942), Eskişehir Çifteler (1943), Kastamonu Gülköy (1944), Yıldızeli Pamukpınar (1945) ve Samsun Ladik Akpınar (1946) köy enstitülerinde saz öğretmenliği yapar. Ayrıca bazı köy enstitülerinde konserler verir, halkevlerinin çeşitli toplantılarında şiirler söyler.
1946
1946’da saz öğretmenliğini bırakıp köyüne dönen Âşık Veysel, burada binbir emekle kurduğu meyve bahçesi için köyüne dönerek daha fazla zaman geçirme fırsatı bulurken, yurdun dört bir yanını gezmeye de devam eder.
1952
1950'lerden sonra ünü ülke genelinde yaygınlaşan Âşık Veysel için Türk Folklor Araştırmaları Dergisi'nin (İhsan Hınçer'in önderliğinde) ve çeşitli kurumların desteğiyle İstanbul'da 1952’de kendisine bir jübile düzenlenir.
1957
1950’li yıllarda Âşık Veysel için önemli olaylardan biri de 1957’de Fransa'da türkülerinin yer aldığı "Voyages d'Alin Gneerbrand, Âşık Veysel" adlı bir kasetin yayımlanmasıdır.
1965
1965’de Âşık Veysel, ana dilimize ve milli birliğimize katkılarından dolayı TBMM tarafından, yaşamı boyunca vatani hizmet tertibinden aylık bağlanarak ödüllendirilir.
1967
28-30 Ekim 1967 tarihleri arasında Konya'da gerçekleştirilen II. Âşıklar Bayramı'nda, Veysel jüri üyeliği yapar.
1971
Âşık Veysel, yıllar boyunca Türkiye'nin çeşitli yerlerinde düzenlenen etkinliklere katılır. Ancak 15 Ağustos 1971’de Nevşehir'in Hacı Bektaş ilçesinde verdiği konserin ardından sağlığı bozulur. 1971’in sonlarına doğru Sivas Numune Hastanesi'nde bir süre tedavi görür.
1972
1972’de Âşık Veysel’in sağlığı ciddi şekilde bozulmuştur. Çeşitli hastanelerde tedavi görür, akciğer kanseri nedeniyle çeşitli tedavi süreçlerinden geçer.
1973
Tedavilerden sonuç alınamadığı anlaşılınca, doğduğu Sivrialan’a getirilen Veysel, 21 Mart 1973’de vefat eder. Ertesi gün, 22 Mart’ta, Veysel’in cenazesi köy meydanına getirilir. Köylüler, Sivas’tan vali yardımcıları, belediye başkanları, Milli Eğitim yetkilileri, Şarkışla’dan ve çevre köylerden gelen okul öğrencileri ve binlerce seveni, dostu toplanır. Bu kalabalık, köyün gördüğü en büyük topluluklardan biri olarak hâlâ tazedir. Belediye bandosu cenaze töreni için hazır bulunur. Duaların ardından, Veysel’in tabutu eller üzerinde Çobandere’ye doğru taşınır, dere geçildikten sonra, doğduğu yer olan tepeye defnedilir.